ABD, İSRAİL – İRAN SAVAŞI

Küresel ekonomiye yükselen petrol fiyatları üzerinden ciddi etkileri olmaya başlayan savaş, dünya üzerinde endişeleri her geçen gün arttırmaktadır. Savaş üzerinde pek çok değerlendirme yapılmaktadır. Türk Basınını ve yorumcularını dikkate alacak olursak, bazıları İran’ın ciddi direniş gösterdiğini ve dünyayı şaşırttığını söylemekte, bazıları ise ABD’nin hedeflerine ulaşmaya çok yakın olduğunu ve yakın zamanda zaferle bu savaştan çıkacağını belirtmektedir. İletişim kanallarına yansıyan haberlerden elde ettiğimiz bilgilere göre İran daha fazla zarar görmüş ve kayıp vermiştir. İsrail’in ise ilk kez şehirlerine etkili füzeler düşmüştür ancak zararının çok olmadığı görülmektedir. ABD ise yükselen petrol fiyatları ve savaşa neden dahil olduğunun ikna edici bir biçimde açıklanmayışı sonucu meşruiyet tartışmaları yüzünden zarar görmektedir. Bir de belki de en önemli unsur Trump’ın dengesiz hareketleridir. Dünya üzerinde saygı duyulan bir lider ile bu savaşa girilmiş olsaydı küresel etkileri de epeyce farklı olabilirdi. Genel kabul gören görüşe göre Trump İsrail’in oyununa gelmiş ve ABD’yi savaşa gereksiz yere sokmuştur. Ancak durum çok farklı olabilir.

Bilindiği üzere Büyük Ortadoğu Projesi 2000’li yılların başında konuşulmaya başlanmıştı. ABD Irak’a 2003 yılında saldırınca, sıranın Irak’tan sonra Suriye’ye, sonra İran’a ve en son Türkiye’ye geleceği söylenmişti. İlk kez 19 Şubat 2004 yılında Al-Hayat gazetesine sızdırılan bir belge ile ismi duyurulan projede Amerika Birleşik Devletleri’nin Ortadoğu’da kapsamlı reform ve demokratikleşme hamlelerine başlayacağından bahsedilmekteydi. Öncesinde ise “Arapların ve Müslümanların Parçalanmasına Dair Siyonist Proje” başlıkları altında Mısır basınında fikirsel taslak şeklinde tartışılmıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Arap Denizi olarak adlandırılan bir bölgede kurulan İsrail Devleti bölge ülkeleri ile çeşitli savaşlar yaşamıştır. En önemlilerinden biri 6 gün savaşıdır. Dönemin güçlü hava kuvvetlerinden birisine sahip olan Mısır’ın savaş uçaklarının çoğu pistlerinden kalkmadan ABD tarafından verilen istihbarat neticesinde İsrail tarafından imha edilmiş ve İsrail, Mısır-Ürdün-Suriye’ye karşı Irak ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin desteğine rağmen kesin bir zafer kazanmıştı. Bu savaş sonrasında Mısır ve Suriye 1973 yılında karşı bir saldırı yapmış olsa da yine ABD’nin devreye girmesiyle net bir zafer kazanamamış ve Araplar ile İsrail arasında savaşlar dönemi İsrail – Filistin ve İsrail – Lübnan çatışmalarını saymazsak günümüze kadar kapanmıştır. İsrail’in karşısında 1973 yılından itibaren ciddi bir düşman kalmayınca İran’da 1979 yılında Şah Devrimi yaşanmış ve başa geçen Humeyni ABD’yi büyük şeytan, İsrail’i küçük şeytan ilan etmiştir. Humeyni sonrası Hamaney ile İran vekil güçleri aracılığıyla Ortadoğu’da yayılma politikası izlemiştir. İsrail için ise bu durum tehdit olarak değerlendirilmiş ve silahlanmaya sebep sağlamıştır.

BOP projesi kapsamında değerlendirirsek sürekli tehdit algısı ile yaşayan İsrail kendisine Ortadoğu’da dost bir ülke yaratmak amacıyla Kürdistan kurulmasını teşvik etmeye başlamıştır. Yine bu açıdan bakmaya devam edersek ABD’nin Irak işgali ile başlayan ve Suriye’nin parçalanması ile devam eden müdahaleler süreci İsrail’in bölgesinde, komşularında, yakınlarında ciddi istikrarsızlıklar sağlamıştır. Irak’ın kuzeyinde özerk bir Kürdistan bölgesi kurulmuştur. Suriye’de ise PYD ismiyle özerk bir bölge kurulmaya çalışılmaktadır. Her ne kadar Terörsüz Türkiye projesi ile PYD’nin Suriye Devleti’ne entegrasyonu gündeme gelmiş olsa da, anlaşmalar imzalanmış olsa da henüz netleşmiş gözükmemektedir.

ABD ve İsrail’in müdahalesiyle İran bölünürse veya Suriye gibi bir iç savaşın içine düşerse PJAK İran’da yine özerk bir bölge kurmaya çalışacaktır.

Nihayetinde sıra Türkiye’ye gelir mi?

II. Mahmut dönemi ile başlayan Türkiye’nin batılılaşma politikası günümüze kadar sürmektedir. Tam üye olmak amacıyla Avrupa Birliği’ne katılma isteğimiz maalesef şimdiye kadar gerçekleşmemiştir ancak NATO’da bulunmamız, ABD ve AB ile yakın temas halinde kalmamız ve Batının politikalarını takip etmemiz önemlidir. Lakin, Halil İnalcık’ın, “Batı asla vazgeçmedi” sözü kulaklardan silinmemelidir. Batı, İstanbul’un fethini asla hazmedememiştir. Eğer fırsatını bulursa İstanbul’u almak için yarını beklemez, hemen harekete geçer. Bu sebeple sürekli güçlü olmamız gerekmektedir.

Maalesef acımasız bir dünyada yaşıyoruz. Çok iyi niyetli insanların varlığı kadar kötü niyetliler de var. Dünya tarihi sayısız ihanet ile doludur. İkinci Dünya Savaşı’nın başlangıcında Polonya’nın Almanya ve Sovyetler tarafından aynı anda işgal edilişi bu acımasızlığın güzel örneklerindendir. Zaten dizlerinin üzerine çökmüş ve görece onurlu bir teslimiyet şartı arayan Japonya’ya iki tane atom bombası atılması, üzerine Sovyetler Birliği’nin karadan işgale başlaması yine acımasızlıklar örneğidir. İran’ın kuzeyden Rusya, güneyden İngiltere tarafından işgal edilmesi de unutulmamalıdır. Bu arada Japonya’nın dünya savaşından önce yayılmacı istekleri, Çin’e saldırması ve yapmış olduğu katliamlar da göz ardı edilemez.

Sonuç olarak insanlık tarihi savaşlarla doludur ve savaşların nereye evrileceği kestirilemez. Hitler sayısız hata yapmamış olsa dünya savaşını kazanabilirdi. Yapmış olduğu bariz hatalar kendisine kötü bir son hazırladı. İngiliz ordusuna büyük bir darbe indirebilecekken bunu yapmadı, Sovyetler üzerine yürüyeceğine İngiltere üzerine gitseydi kazanabilirdi ama niyeti İngiltere ile savaşmak değildi. Almanya’nın Sovyetler Birliği’ni mağlup etmesinin ardından İngiltere’nin kendisiyle anlaşma yapacağını varsayıyordu. Sovyetler Birliği’nde Stalingrad’da şehri alacağım diye inat etmeseydi, bütün güçlerini direkt Moskova’ya yönlendirseydi kaybetmeyebilirdi.

Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale geçilseydi Türkiye Cumhuriyeti Devleti olmazdı, İstanbul İngilizlerin egemenliğindeydi. Sevr otomatikman gerçekleşmiş olurdu.

Bugün İran’da yaşanan savaşa Türkiye’nin müdahil olup olmayacağı tartışmaları yapılıyor. Tarihsel olarak mümkün değildir. Öncelikle Müslümanın birbirini kırmasına izin vermeyiz. Sonrasında devletler hukukuna saygı duyarız. Ancak Suudi Arabistan üzerinden oynanacak oyunlara dikkat etmek gereklidir. Olası bir kara harekatında Suudileri İran’a sürmek isteyebilirler. Suudi Arabistan’ın ABD’den son 10 yılda milyarlarca dolarlık silah satın aldığı unutulmamalıdır.

Azerbaycan’ın İsrail ile ilişkilerinin iyi olması Tebriz nüfusunun tamamına yakınının Türk asıllı olmasıyla ilgilidir. İran burada yaşayan Türklerin Azerbaycan’a katılmak istemesinden korkar ancak görülüyor ki Türkler yaşadıkları, geçindikleri yeri vatan kabul eder ve vatanlarına bağlıdır. Yine de bir takım kışkırtmalar ve yanlış hesaplar ile İran Azerbaycan’a saldırırsa Türkiye müdahale edecektir. Bu durum istenmeyen sonuçlara sebep verebilir.

Nihayetinde Kıbrıs düğüm noktasıdır. Burada pek çok oyun oynanmaktadır. Bir oldu bitti yapılmak istenmektedir. Türkiye kendisine ait herhangi bir toprak parçasını verirse veya dost ülkelere yardım etmezse devamı gelir, galipler hep daha fazlasını ister. Bu sebeple son derece kritik dönemden geçildiğini belirterek çok dikkatli olmamız gerektiğini ifade etmeliyiz.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top