ABD, İSRAİL – İRAN SAVAŞI

Savaşın 13. gününde İran’ın kolay pes etmeyeceği görülmektedir. Asıl kafaları karıştıran konu ABD ile İsrail’in bu savaşa başlarken ne planladıklarıdır. Dünyaya, İran’ın nükleer silah elde etmesine çok az kaldığını ve bu sebeple müdahale ettiklerini beyan etmektedirler ancak çok inandırıcı gelmemektedir. ABD’nin elinde toplam 5000 civarında nükleer başlık bulunmaktadır. İsrail’in elinde ise tahminen 100’e yakın olduğu söylenmektedir. Netice de İran nükleer kapasiteye ulaşsa bile bir anda kaç tane yapabilir? İsrail’i bir kenara koyarsak ABD ile nükleer teknolojide boy ölçüşebilir mi?

ABD’nin hiç maceraya girmeden İran’ın nükleer silah elde etme ihtimalini ortadan kaldırmak maksadıyla bu savaşı başlattığını varsayalım. Pekala sadece nükleer tesislerine ve hatta önemli füze tesislerine ağır bombardıman yapabilir ve hatta önemli üst düzey komutanlarını da hedef alabilirdi. Ancak ülkenin dini ve en güçlü liderini bombalarla katlederek neyi amaçladığını anlamak mümkün değildir. Eğer söylendiği gibi rejimin değişeceği düşünüldüyse büyük bir yanılgı içinde oldukları açıktır. Böyle bir hareketin İran gibi kökleri olan bir ülkede rejimin değişmesine sebep olmak yerine daha da güçlendireceğini pek çok sıradan insan bile söyleyebilir.

ABD’nin başkanı Trump’ın İsrail tarafından şantaja maruz kaldığı ve mecburen bu savaşa başladığı iddiaları korkunçtur. Eğer böyle bir durum varsa dünyamızın yakın geleceği son derece tehlikelidir. Dünyanın hala en güçlü konumda bulunan ülkesinin şantaja maruz kalması ve kendisinden istenilenleri yapmaya mecbur olması vahimdir. Böyle bir iddianın varlığı bile çok büyük bir sorundur.

ABD’nin kendisine yakın gelecekte rakip olması beklenen Çin’i çevrelemek, kuşatmak, enerji yollarını kapamak için bu savaşa girmiş olması kulağa yatkın gelse bile yukarda bahsettiğimizi dini lideri ortadan kaldırması gibi yöntemleri bakımından yine yanlıştır. Çünkü bu şekilde davranarak kendisine karşı yüzyıllar sürecek bir nefret dalgası başlatmakla kalmıyor aynı zamanda savaşın tüm bölgeye ve hatta dünyanın tamamına yayılma tehlikesini de ortaya çıkarıyor.

İran’ın kendisine yapılan saldırılara cevap olarak bölgede bulunan ABD üslerine saldırması, körfez bölgesini hedef alması, Hürmüz Boğazı’ndan geçişlere izin vermemesi doğru bir strateji gibi gözüküyor. Özellikle petrol fiyatlarının 100 dolar üzerine çıkması dünya ekonomileri açısından sürdürülebilir olmayacaktır. Birkaç ay bu seviyelerde petrol fiyatları sürerse yeni savaşlara ve büyük ekonomik buhranlara sebep olabilir.

Savaşın bu aşamasında en rasyonel yolun barış yapmak olduğu görülmektedir. ABD’nin bu savaşı kazandık, bütün hedeflerimize ulaştık, bundan sonra İran’ın kendisini toparlaması on yıllar alacaktır diyerek bölgeden çekilmesi hızlı bir normalleşmeyi getirebilir ancak bu ihtimal şu an için en doğru yol olsa da pek mümkün gözükmüyor çünkü İran eline sağlam bir koz aldı, ABD çekilirse İsrail’i vurmaya veya en azından kuşatmaya devam edecek, süratle eskisinden daha güçlü bir hale gelecektir. İran’ın bu savaşta tahmin edildiği kadar güçlü olmadığı ortaya çıkmıştı. Hava kuvvetlerinin, hava savunma sistemlerinin olmaması, savunma veya saldırı amaçlı uçak kaldıramaması, ABD ve İsrail uçaklarını vuramaması son derece ciddi bir zafiyet olarak ortaya çıktı. Öldürülen dini liderlerinin başkanlığında gerekli olan savunma gücünü kuramadıkları anlaşıldı. Şimdi eğer geri çekilme olursa eksik yönlerini süratle yeni lider kadrosu ile tamamlamaya başlayacaklardır. Bu sebeple özellikle İsrail savaşın devam etmesi ve daha da şiddetlenmesi için gereken her yola başvurabilir. Bu durumda savaşın gidişatı için ABD ve İsrail açısından tam güç kullanarak ve gerekiyorsa kara harekatı yaparak İran’ın bölünmesini ve kendilerine uygun bir iktidarın gelmesini sağlamak en mantıklı hareket gibi gözükmektedir. Böyle bir durumda ise Çin seyirce kalabilir mi?

Eğer ABD ve İsrail İran’ı koşulsuz teslim alırsa Çin gerçekten çevrelenmiş olur ve yakın gelecekte dünya liderliği iddiasını tamamen kaybeder. Bir daha da ekonomi ve savunma açısından eski gücüne kavuşmasına imkan verilmez.

Bir başka ihtimal ise ABD, Çin ve Rusya’nın kendi aralarında arka planda dünyayı paylaşmak üzere anlaşmış olduklarıdır. Rusya’ya Almanya dahil Avrupa’nın bir kısmı verilmiş olabilir. Çin ise başta Tayvan olmak üzere kendi bölgesinde hakimiyet sağlayabilir. Ancak böyle planlar kağıt üzerinde yapılsa bile gerçekte tutması son derece zordur çünkü çok fazla değişken vardır ve koşullar kimsenin tahmin edemeyeceği şekillerde değişebilir. Ayrıca Hindistan ve Pakistan gibi büyük devletleri de çerçeve dışına çıkaramayız.

Türkiye ise bu dönemde ABD ile ilişkilerde iyi gidiyor gibi görünüyor ancak hala yaptırımların kaldırılmamış olması, Halkbank davasının tamamen çözülmesi yerine dondurulmuş olması, F35’lerin verilmemesi gibi hususlar sorunludur. Ayrıca Kıbrıs’ta yapılan büyük yığınak saldırı amaçlı gözükmektedir. Türkiye bu koşullarda son derece dikkatli olmak zorundadır, bir yandan İran savaşına çekilmemeli, Kıbrıs’ı korumalı ve Terörsüz Türkiye siyasetine devam etmelidir.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top